4/1/2009 - GÜLÜMSE
 _________+++ GÜL_ÜM_SE +++___________ ______________________________________ Çok küçük bir yalanı Çok büyük bir orantıda ______________________Dinlediniz mi.. Çok büyük bir yalanı Çok yalın bir doğrultuda ______________________Söylediniz mi.. Gecikmiş bir gizlemi, Birikmiş bir özlemi ______________________Sakladınız mı.. Gelmeyecek bir gideni, Olmayacak bir nedeni ______________________Beklediniz mi.. Bir gerçeği erken, Bir açlığı tokken ______________________Anladınız mı.. Hep mi hep ölecekmiş gibi, Hiç mi hiç ölmeyecekmiş gibi ______________________Yaşadınız mı.. Yalanı sürmeye sürmeye, Yanlışı görmeye görmeye ______________________Saklandınız mı.. Doğruluğun yönünde, Doğruların önünde ______________________Aklandınız mı.. Ortamsız bir yaşamda, Yaşamsız bir ortamda ______________________Harcandınız mı.. Özdemir ASAF...
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
4/1/2009 -

Huzur Bir gün bir kral ama halkı tarafından sevilen bir kral, huzuru en güzel resmedecek sanatçıya büyük bir ödül vereceğini ilan eder. Yarışmaya çok sayıda sanatçı katılır. Günlerce çalışırlar, birbirinden güzel resimler yaparlar. Sonunda eserleri saraya teslim ederler. Tablolara bakan kral sadece ikisinden hoşlanır. Ama birinciyi seçmesi için karar vermesi gereklidir. Resimlerden birisinde sakin bir göl vardır. Göl bir ayna gibi etrafında yükselen dağların görüntüsünü yansıtmaktadır. Üst tarafta pamuk beyazı bulutlar gökyüzünü süslemektedir. Resim bakanları mükemmel bir huzur resmi olduğunu düşündürecek kadar güzeldir. Diğer resimde de dağlar vardır. Ama engebeli ve çıplak dağlar. Üst tarafta öfkeli bir gökyüzünden boşanan yağmurlar ve çakan şimşek resmi daha da sıkıntılı hale sokmaktadır. Dağın eteklerindeki bir şelale ise insana gürültüyü, yorgunluğu hatırlatacak kadar hırçın resmedilmiştir. Kısaca resim, pek de öyle huzur verecek türden değildir. Fakat kral resme dikkatli bakınca, şelalenin ardında kayalıklardaki çatlaktan çıkan mini minnacık bir çalılık görür. Çalılığın üstünde ise anne bir kuşun örttüğü bir kuş yuvası göze çarpmaktadır. Sertçe akan suyun orta yerinde anne kuşun kurduğu yuva, harika bir huzur ve sükun örneği sunmaktadır izleyenlere.... Ödülü kim kazandı dersiniz? Tabi ki ikinci resim... Kralın açıklaması çok da uzun değildir: Huzur hiçbir gürültünün sıkıntının yada zorluğun bulunmadığı yer demek değildir. Huzur bütün bunların içinde bile yüreğimizin sükun bulabilmesidir. Kaynak bilinmiyor. Huzurunuzun hiç eksilmemesi dileği ile... Alıntıdır.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
4/1/2009 - Hayat paylaştıkça güzelleşir...
Bir Aşk Hikayesi Geceleri balkonda ışığın etrafını alan pervane böceklerini fark etmiş miydik hiç? Ya onların aşk uğruna yaşadıklarını bilir miyiz? Yani pervanenin mum ışığıyla yaşadığı aşkın hikayesini…
Aşk bir farkına varış, bir idrak seviyesidir… 'Aşk odu önce ma'şuka, andan âşıka düşer.' derler, malum. Yani aşk ateşi önce sevilene ondan sonra sevene düşer. Önce sevilende bir ateş yanmalı ki pervane onun etrafında dönsün, pervane o ateşi görsün, sonra aşkının farkına varsın… Pervane aşkını ispat edebilmek için gördüğü anda ışığı, etrafında dönmeye başlar. Bir cezbedir bu. Bu cezbenin gittikçe daralan bir çemberi vardır. Işığın etrafında döner, döndükçe biraz daha yakından dönmek ister. Işığı gördüğü anda aşkı ilmel yakin olarak tanıyan pervane, onu aynel yakin bilmek istediği için gittikçe mumun etrafındaki çemberi daraltıyor. Çember daraldıkça pervanenin aşkı artıyor, şevki artıyor, coşkusu artıyor. Coşkusu arttıkça da cesareti artıyor. Aşk cesaret işidir, neticede. Ve pervane cesaretle kanadını şöyle bir değdirir ateşe. İlk lezzettir işte o acı. Acı verir, yakar içini. Ama ona verdiği acı o kadar hoşuna gider ki, daha fazla dönmeye başlar. Acı ve lezzet… Birbirine zıt bu iki duygunun bir arada olması nasıl mümkün… İşte bu noktada, azabın ve acının lezzet olmasındaki sırrı yakalamak gerek.
Azap kelimesi azp kelimesinden türüyor. Azp lezzet demek. Azabın ne olduğunu buna göre ölçün ve düşünün. İşte kanadının ucunu bir defa yaktığı zaman pervane ilk azabı duyar; fakat öyle bir lezzettir ki o azap… Bu azap ve ondan alınan lezzet, insanı yavaş yavaş nefsinden sıyırıp vuslatı mümkün kılar. Bu sefer daha büyük bir cesaretle kendini ateşe atarcasına gider ışığı kucaklar.
Ve burada ateş pervaneyi yakar kavurur. Bir buğday tanesi gibi toparlayıp yere düşürür. Artık pervane 'hakkal yakin' biliyordur vuslatı. Bu fenadır. Bu canını verdiği noktadır. Mumun bundan haberi bile yoktur belki. Olmasına da gerek yoktur. Bu pervanenin aşkıdır çünkü. Aşkı uğruna can veren pervanenin aşkı. Ama öbür taraftan mum da yanar. Onun aşkı da, acısı da kendincedir. Önce can ipliğine bir ateş düşer ve yanmaya başlar mum… Sonra içindeki o yangını söndürmek için gözyaşı döker. Ateşi su söndürür çünkü. Ama mumun gözyaşları onun ateşine daha da bir güç verir, elemi arttıkça artar. Ve erir can ipi, sevgilinin yolunda yok olana dek… İskender Pala
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
4/1/2009 - Benimle Ölebilir misin?

Sevgili!.. Seninle ''hüzne sürgün aşıklar'' ülkesinde birer köşebaşı tutalım... Sen Adem ol,ben Havva... Kirpiğimde asılı olsun bir aşk masalı... Dekor vuslattan uzak,manzara mutluluktan kovulmaya tutsak... Benim uğrumda cennetten kovulmayı göze alabilir misin?.. Bir dudağı elmaya benzetme hayalini de alıp yüreğimde ölebilir misin?.. Titrek bir rüzgar alıp götürsün tüm şeytansı arzularımızı... Avuçlarımızda ki yıldızları yatıralım her gece teneşire... Kefenlere saralım bütün platonik aşkları... Diyorum ki sevgili!.. Sen özgürlüğe sevdalı bir güvercin ol,ben hüzünkovan kuşu... Ötüştüğümüz lisan başka başka olsun... Lanetlenmiş aşk diyalogları ikimizden de uzak olsun... Sen koyu kırmızı karanfilleri sev,ben ateş kırmızısı gülleri... Sen hercai menekşeleri sev,ben sardunyaları... Literatürde ki bütün anlamları tersyüz edip sevda bahçelerimde ölebilir misin?.. Sevgili!.. Yağmurlar diyorum... Yağmurlar ıslatmasın ikimizi yanyana,çıldırasıya.. Yağmurun usulluğunu ve toprak kokusunu harmanlayarak,bölüşelim rengini... Sen tutkunun rengi kırmızıyı al,ben kasvetin rengi siyahı... Diyorum ki sevgili!.. Ben taşırım tüm matemi,kederleri ve boşluk sancılarını... Kıyamam sana,sen de taşı asil ruhlar da vuku bulan aşkları... Benim yürüdüğüm kaldırımlar hazan yaprakları... Senin yürüdüğün kaldırımlar bahar cıvıltıları dolsun... Leylak rengi şiirler senin,solgun aşk şiirleri benim olsun... Bir dama tahtasının siyahı ve beyazı gibi karışalım demiyorum ki birbirimize... Hayatın siyahını süzüp ve takıp özgürlüğün beyaz kanatlarını, gri düşlerim de ölebilir misin?..
Sevgili üzül diye söylemiyorum inan!.. Benim avuç içlerimde ki teri yalayan dudaklar başka... Senin dudaklarının uzandığı avuçlar başka olsun... Ellerinle asla kenetlenememiş parmaklarımı da unut gitsin... Bir ömür benimle kal demiyorum ki sana!.. Sadece son nefesimiz aynı olsun... Hayat yolculuğuma son noktayı koyarken... Gönül rızasıyla son bir kez bakıp şu kahpe dünyaya... Son bir derin nefes çekip ciğerlerine benimle ölebilir misin?..
Pasiflora61...
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
3/1/2009 - KaRŞıLa BeNi
 ey ateşler içinde yanan sahillerimin kumral saçaklara gölgeli rüzgarı.. zifiri karanlıklarda depreşen sorgularım al ki yüzünde açan martı saflığı düş çakmak gözlerinden yeşilime renk veren gülüş doğ ki sararayım doğ ki hüznün asılsın boynuma bakışlarındaki gri yakamoza karışayım asi ırmaklarından akıyorum şimdi yırtarak yanaklarındaki arkı sonsuzluğun göz yaşı olacağım titret dudaklarını / irkileyim dil uçunda acımtırak ıslaklık çek içine / can suyun olayım yıllanmış heveslerin çocuğuyum avuçları parmak uçlarına aç bir ten dudakları / dudaklarını kanatacak kerpeten ! -çivi gibi çakılmışım bağır tahtana üzerimde sevdanın kangren ağrısı tutku yüreğindeki yereyolculuğum söndür ışıkları! inkılap bekliyorum acıların çığlıklarıma sinmiş ödemlerinden patlayın diyorum / patlayın artık aksın gergefimdeki iltihap geçmiş yaralarıma merhem öpüşünle dokun yerle bir olsun ütopyam bir sen ol yüreşimdi son yaz çiçeklerinin hazana duruşudur zaman serin esintilerin kuzey yamaçlarında sürünüyor yaz takılmışım husumeti baharımı alıp götüren efkarımı nefesinde sürüyen asi rüzgarların perçemine uğultumla solgun yapraklarını okşuyorum üşütme beni! sen ki bittiğim nokta da başlayan gün ışığı rengi çizgi uzat ellerini diyorum / uzat gün güneşle sarmaş dolaş olmadan düşmeden bir öğlen tan vaktinin rahminden kızılın her tonu gökkuşağı olsun ellerimizde birleşsin diyorum dudaklar değsin burun ucum göz koyağına hızla atan iki kalpte patlasın bulutlar gözlerimdeki yaşmakta oya gibi işlenmiş kirpik koptum göç yollarından düşürme beni!
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
Seni özlüyormuyum, özlüyorum... tıpkı çocukluğumda oynadığım sokakları özler gibi... tıpkı ağlayarak annemden pamuk şeker ister gibi...
Kategoriler
Arkadaşlarım
paratoner ilmekilmek vaktivisal takitutkunu umutmavisi yaralikalbim sentsllo munureertes uğur yeşilova yusufsinanoglu kizlariminnakislari lordoftheloneliness esradogenci takihobi sevilayca argira ellerefidanboylumellere apollo041 netsozlugu manyaqkis02 incesaz efenazorgu institute bitmemistango dilarahilal
|